Darü-l İslam-Darü-l Harb

DÂRU’L-İSLAM VE DÂRU’L-HARB

Ülkelerinde İslam devleti hedefine ulaşmamış Radikal İslamcılar için içinde bulunulan dönemin, Hz Peygamber’in Mekke dönemine benzetildiği, bu dönemi yaşayanların ülkesinin daru’l- harb olduğunu ve İslam hükümlerinin uygulanmadığı ve Müslümanların güvende olmadığı ülkeleri tanımlamak için bu tabirin kullanıldığını daha önce söylenmişti. Ancak Kur’an’da ve sünnette dünyanın daru’l-harb ve daru’l-islam şeklinde bir taksiminin yapılmadığını ifade etmek gerekir. Bazı Müslüman müellifler, olaylar ve siyasî şartlar karşısında bu taksimi fukahanın yapmış olduğunu, ancak Hanefilerin delil kabul edip de bilinen hadis kitaplarında geçmeyen ve diğer mezheplerce de kabul görmeyen bazı hadislerde daru’l-harb kavramının geçtiği ifade edilmiştir.

Ancak hukukçuların daru’l-islam ve daru’l-harb ile ilgili olarak koydukları bazı hükümlere sünnetten delil getirirken, gerek Mekke ve Medine gerekse diğer bazı şehir ve bölgeler hakkında mütalaalarda bulundukları; bu yerlerin daru’l-islam veya daru’l-harb olup olmadıkları hususunda görüş ileri sürdükleri ifade edilmektedir.

Kur’an’da daru’l-islam veya daru’l-harb şeklinde bir kullanım olmamakla beraber biz bu tabirlerde kullanılan “dâr, islam ve harb” kelimelerinin lügatte ve Kur’an’da hangi anlamı ifade ettiklerini ve siyasî bir anlam ifade edip etmediklerini ayrı ayrı inceleyeceğiz.

Dâr’ın Lügat ve Istılah Manası

Dâr kelimesi lügatte, insanın oturduğu bina, ev, yurt, konak, saray, arsa, mahalle, bina ve arsaların toplandığı yer, vatan manalarına gelir. Bir kavmin konakladığı, yerleştiği yere de dâr denir. Bu kelime belde anlamına geldiği gibi, mecazen kabile manasına da kullanılır. Çoğulu diyârdır.İslam Hukuku’nda ıstılah olarak kullanımında ise dâr, bir Müslüman veya gayri müslim idarecinin hâkimiyeti altındaki ülke manasındadır.

Kur’an’da Dâr

Dâr kelimesi Kur’an’da otuz sekiz âyette geçmektedir. Bunlardan otuz altısı tekil olarak on iki tanesi de çoğul olarak geçmektedir.
Kur’an’da dâr kelimesi ev, yurt, ülke, saray gibi anlamlarda kullanılma beraber ahiret hayatı ile ilgili olarak da kullanılmıştır. ahiretle ilgili kullanımları şu şekildedir:

Kur’an’da “ahiret yurdu ya da son yurt” anlamında daru’l- âhire tamlaması
dokuz yerde geçmektedir (Bakara 2/94; En’am 6/32, A’raf 7/169; Yusuf 12 /109; Nahl 16/30; Kasas 28/77, 83; Ankebut 29/64; Ahzâb 33/29).

Bunların ikisinde dâru’l-ahire’nin, dünyada iyilik yapan ve bozgunculuk istemeyenlere verileceği (Kasas 28/77, 83); dört yerde muttakiler için daha hayırlı olacağı ( En’am 6/32, A’raf 7/169; Yusuf 12 /109; Nahl 16/30); bir yerde muhsinler için büyük bir ödül olduğu (Ahzab 33/29) ifade edilmektedir.

Bir yerde de dünya hayatının oyun eğlenceden ibaret olduğu, gerçek hayatın ahiret hayatında olduğu ifade edilmiştir (Ankebut 29/64).
Bazı müfessirler bu kavramı cennet olarak tefsir etmişlerdir .

Huzur ve güven yeri anlamında dâru’s-selam şeklinde iki âyette geçmektedir:

“Rableri katında daru’s-selam vardır. O, işlediklerinden ötürü onların dostudur.” (En’am 6/127)

“Allah dâru’s-selam’a çağırırve dilediğini doğru yola eriştirir.” (Yunus 10/25)
Dâr kelimesi bir yerde de “dâru’l-mukame” şeklinde temelli kalınacak yer anlamında geçer:

“Bizi lütfuyla, dâru’l-mukameye (temelli kalınacak cennete) O yerleştirdi. Orada bize ne bir yorgunluk gelecek ve ne de usanç gelecektir.” (Fâtır 35/35)

Dâr kelimesi bir yerde de “dâru’l-karar” şeklinde kalınacak yer yurt anlamında geçmektedir.

“Ey milletim! Şüphesiz bu dünya hayatı geçicidir, ama ahiret, doğrusu işte o, dâru’l-karardır (kalınacak yurttur).” (Mü’min 40/39)

Dâr kelimesi iki yerde de “akibdu’d-dâr” şeklinde son, sonuç, övülen sonuç, iyi akibet anlamında geçmektedir.

“Musa: Rabbim, katından bir doğruluk rehberini kimin getirdiğini, dünyanın sonunun (akibdu’d-dâr) kimin olacağını daha iyi bilir. Doğrusu zalimler başarıya erişemezler dedi.” (Kasas 28/37)

“De ki, Ey milletim! Durumunuzun gerektirdiğini yapın, doğrusu ben de yapacağım. Sonucun (akibdu’d-dâr) kimin için hayırlı olacağını bileceksiniz. Zulmedenler şüphesiz kurtulamazlar.” (En’am 6/135)

Yine bu kavram, son, sonuç, dünya yurdunun sonu anlamında iki yerde “ugbe’d-dâr” şeklinde kullanılmaktadır:
“Sabrettiğinize karşılık size selam olsun! Dünya yurdunun sonu (cennet) ne güzeldir!” (Râ’d 13/24)

“Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı; hâlbuki Allah bütün tuzakları boşia çıkarmıştır. Çünkü O, herkesin ne kazanacağını bilir. Bu yurdun (dünyanın) sonunun kimin olduğunu yakında kâfirler bileceklerdir!” (Râ’d 13/42)

İki yerde “suu’d-dâr” şeklinde, kötü akibet, kötü ceza kötü yurt, cehennem anlamında geçmektedir:

“Sağlam söz verdikten sonra Allah’ın ahdini bozanlar ve Allah’ın birleştirilmesini emrettiğini ayıranlar ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar, işte lanet onlara ve kötü yurt(cehennem) onlaradır.” (Râ’d 13/25)

“O gün zalimlere, özür dilemeleri hiçbir fayda sağlamaz. Artık lânet de onlarındır, kötü yurt da onlarındır!” (Mü’min 40/52)

Yine bir yerde de de “dâru’l-bevâr” şeklinde helak olunacak yer, yok olma yeri, cehennem anlamında geçmektedir:

“Allah’ın nimetine nankörlükle karşılık veren ve sonunda kavimlerini helâk yurduna sürükleyenleri görmedin mi? O yurt girecekleri cehennemdir. Orası ne kötü bir yerdir.” (İbrahim 14/28-29)

Bir âyette “dâru’l-huld” şeklinde ebedi kalınacak yer anlamında bir kullanım ifade edilmektedir:

“İşte böyle; Allah’ın düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi bile bile inkar etmeleri karşılığı orası onların temelli kalacakları yerdir (dâru’l-huld’dur).” (Fussilet 41/28)

Yine bir âyette “zikre’d-dâr” şeklinde bir kullanım vardır. Buna ahiret yurdunu düşünen, ahiret gününü hatırlatan, ahiret yurdunu hatırlama, yurdu hatırlama anlamı verilmiştir.

“Biz onları özellikle âhiret yurdunu düşünen ihlaslı kişiler kıldık.” (Sâd 38/46)

Dâr kelimesi bir âyette de “dâru’l-fâsıkîn” şeklinde, yoldan çıkanların, Allah’ın emrine karşı gelenlerin yurdu anlamında kullanılmaktadır:

“Ona levhalarda her şeyden bir öğüt yazdık ve her şeyi uzun uzadıya açıkladık; onlara sıkıca sarıl, milletine de emret en güzel şekilde tutsunlar. Size Allah’a karşı gelenlerin yurdunu göstereceğim.” (A’raf 7/145)

Ayrıca dâr kelimesi dünya hayatı ile ilgili olarak belde, ülke, yurt, saray anlamında kullanılmıştır (Hud 11/65-66, 67; A’raf 7/89, 91; Ankebut 28/37; Ra’d 13/31; Haşr 59/9). Kârun’un yerin dibine geçirilen sarayı için dâr kelimesi kullanılmıştır.

“Sonunda, onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Allah’a karşı ona yardım edebilecek kimsesi de yoktu; kendini kurtarabilecek kimselerden de değildi.” (Kasas 28/81)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: