Radikal İslam-Hüküm

Hükm’ün Lugat ve Istılah Manası

Hükm kelimesi, “yargılama, düzeltme amacıyla önleme, karara bağlamak, men etmek, kaza” anlamına gelen hakeme fiilinin mastarıdır. “Adaletle yargı, kaza, önerme, karar, otorite, birini bir işten alıkoymak” anlamlarına gelir. İsfehani’ye göre alıkoyma ya da men etme ıslah içindir.
Hükm için “ata gem takmak ve gemiyi yönetmek” anlamı da verilmiştir .
Çoğulu “Ahkam” olarak gelir. Hâkim, hükûmet, hikmet, hâkimiyet, tahkim kelimeleri de hakeme kökünden türemiştir.
Kelime Türkçe’ye de “yargı, egemenlik, hakimiyet, önem, geçerlilik, hız, şiddet” olarak geçmiştir.Kavram olarak hükm’ün şu şekilde tarifleri yapılmıştır:

Tanrının yargısı ve buyruğudur.
Kur’an’da bildirilen kurallara göre verilen değişmez ve tartışılmaz kararadır .

Kur’an-ı Kerim’de Hüküm

Kur’an- ı Kerim’de hüküm kavramının kök harfleri olan hakeme kelimesi ve türevleri 209 yerde geçmektedir . Hakeme ve müştaklarının Kur’an-ı Kerim’de kullanımı birkaç mana kategorisinde incelenebilir:

Hukuki yargı, hakemlik yapma; bir kural, hüküm koyma, sonuç çıkarma; hükümran olma, yönetme ve mutlak hâkimiyet.Bu manalar kelimenin Kur’an’daki kavramsal alanıdır. Bu manaları hemen hemen bütün ha-ke-me formlarında görmek mümkündür. Hakeme fiilini ve formlarını Kur’an’daki kullanımları açısından dokuz kategoride inceleyebiliriz:

Hakeme, hüküm, hâkim/hâkimîn, hükmüllah, insanın hükmü/hükmetmesi, hikmet, hakîm, ihkam, hakem.

Biz burada belirtilen tasnif çerçevesinde araştırma konumuz gereği hüküm ve hükmüllah kategorileri üzerinde duracağız.Burada hüküm ve hükmüllah ifadelerini birlikte ele almayı uygun buluyoruz.

“Hüküm”, hakeme fiilinin mastarıdır ve isim olarak Kur’an’da yirmi dokuz yerde geçmektedir. Bu kullanımlardan on üç âyette hükmün sadece Allah’a ait olduğu ifadelendirilmiş ve hüküm Allah’a izafe edilmiştir (En’am 6/57, 62; Yusuf 12/40, 67; el-Kasas 28/70, 88; el-Mümtehine 60/10; el-Maide 5/43; el-Mü’min 40/12; er-Rad 13/41; Kehf 18/26; en-Neml 27/78; eş-Şura 42/10; et-Tur 52/48; el-Kalem 68/48; el-İnsan 76/24).

“Hüküm yalnız Allah’a aittir” ifadesinin kullanıldığı âyetlerin bir kısmında Allah’ın tekliği, ona şirk koşulmaması gerektiği ve dolayısıyla tapılacak tek varlık olduğu ifade edilmektedir (Yusuf 12/40, 67; el-Kasas 28/70, 88; el-Mü’min 40/12).

İslam Tarihi’nde “tahkim” olarak bilinen ve Hüküm ancak Allah’ındır şeklinde sloganlaşmış bulunan ifadenin iki örneği Yusuf sûresinde, bir örneği de En-am sûresindedir. Bu üç âyet mana itibariyle Allah’ın yegane ve mutlak hâkim olduğunu ifade etmektedir.

“Babaları: ‘Oğullarım! Tek bir kapıdan değil, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah katında size bir faydam olmaz, hüküm ancak Allah’ındır, O’na güvendim, güvenenler de O’na güvensinler’ dedi.” (Yusuf 12/67)

“Sözün gelişinden açıkça anlıyoruz ki, bu cümlede yüce Allah’ın kaçınılmaz ve karşı konulmaz nitelikteki ezici takdiri ile bu takdirini yürürlüğe koyan ve insanlara hiçbir müdahale yetkisi tanımayan ilahi hükmü kastediliyor.”

“Allah’ı bırakıp taptığınız, sizin ve babalarınızın adlandırdığı putlardan başka bir şey değildir. Allah onların doğru olduğuna dair bir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah’a aittir; kendisinden başkasına değil, O’na tapmanızı emretmiştir. Bu, dosdoğru dindir, fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf 12/40)

Allah’ın hükmü “takdir” olarak tefsir edilmiştir.

“De ki: Ben Rabbim’den bir belgeye dayanmaktayım, halbuki siz onu yalanladınız; acele istediğiniz de elimde değildir. Hüküm ancak Allah’ındır. O, hükmedenlerin en iyisi olarak gerçeği anlatır.” (En’am 6/57)

“Yüce Allah’ın, ‘hüküm ancak Allah’ındır’ buyruğu şunu göstermektedir: Allah herhangi bir husus hakkında hüküm verdiyse, kul hiç bir şeye kadir olamaz. Allah’ın o hususta hüküm vermiş olması hali müstesna, kulun Allah’a rağmen küfre sapmasına da imkân yoktur. Bütün fiillerde de durum budur. Çünkü ayet-i kerimenin nassı hususilik ifade eder. Yani Allah’tan başkasının hükmetme hak ve yetkisi yoktur, demektir.”

Hüküm koyma yetkisi, sadece ve sadece Allah’ın olmalıdır. İlahlığının her şeye egemen olması gereğince hüküm, sadece Allah’a özgüdür. Zira egemenlik tanrılığın niteliklerindendir. Egemenliğin kendisine ait olduğunu ileri süren, ister bir birey, bir sınıf, bir parti, ister bir grup, bir ulus, isterse uluslararası bir örgüt şemsiyesi altında tüm insanlar olsun- tanrılığın nitelikleri noktasından herkesten önce Allah’a savaş açmış demektir. Tanrılığın baş niteliği durumundaki egemenlik noktasında yüce Allah’a savaş açan ve egemenliğin kendisine ait olduğunu ileri süren, yüce Allah’ı apaçık bir biçimde inkâr etmiştir. Böyle bir kimsenin kâfir olduğu noktasında dinin kesin hükmü için, sadece bu ayetteki ifade bile yeterlidir!”

“Hükmüllah” ve “hükmü rabbike” ifadesinin yer aldığı âyetler de ise Allah’a izafe edilen hüküm, üzerinde ihtilaf edilen bir konunun bir bilirkişi ya da hakem tarafından açıklığa kavuşturulması veya önerme, yargı, buyruk, verilen hükmü söylemek manasında kullanılmıştır. Ayrıca bu âyetlerin bir kısmında Allah’ın hükmüne sabredilmesi (et-Tur 52/48; el-Kalem 68/48; el-İnsan 76/24) tavsiye edilmiştir ve genel olarak Allah’ın kararı ve takdiri anlamında kullanılmıştır.

Karşılaşılan muamelata dair hukukî bir yargıya da “hükmüllah” denilmiştir.
“Ey inananlar! İnanmış kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları deneyin, hicretlerinin sebebini inceleyin. Allah onların imanlarını çok iyi bilir. Onların mümin kadınlar olduklarını öğrenirseniz, inkarcılara geri çevirmeyin. Bu kadınlar, o inkarcılara helal değildir Onlar da bunlara helal olmazlar. İnkarcıların bu kadınlara verdikleri mehirleri iade edin: Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenizde bir engel yoktur. İnkarcı kadınları nikahınızda tutmayın; onlara verdiğiniz mehri isteyin; inkarcı erkekler de hicret eden mümin kadınlara verdikleri mehirleri istesinler. Allah’ın hükmü budur; aranızda O hükmeder. Allah bilendir, Hakim’dir.” (el-Mümtehine 60/10)

İlahi kitaplar için de “Hükmüllah” ifadesi kullanılmıştır.
“Allah’ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında iken, ne yüzle seni hakem tayin ediyorlar da sonra bundan yüz çeviriyorlar? İşte onlar inanmış değillerdir.” (el-Maide 5/43)

Hüküm ifadesinin kullanıldığı diğer bir üç âyette Allah’ın bazı peygamberlere hüküm vermesinden (eş-Şuara 26/21, 83; el-Meryem 19/12); bazılarına da hüküm ve ilim vermesinden (el-Kasas 28/14; Yusuf 12/22; el-Enbiya 21/74, 79); üç âyette de insanlara ve israiloğullarına hüküm, kitap ve nübüvvet vermesinden (Âl-i İmran 3/79; En’am 6/89; el-Casiye 45/16) bahsedilmektedir.

Müfessirler, Allah’ın peygamberlerine verdiği hükmü; onların Allah’ın kitabını anlama kabiliyeti bilgelik kendisine sımsıkı sarılması emredilen kitabı kavrama yeteneği, dinî hükümleri anlama yeteneği egemenlik ve sağlıklı değerler ile saçma değerleri birbirinden ayırmayı sağlayacak ve daha kalıcı gerçeklere ulaştıracak bir yolun başına getirecek olan hikmet peygamberlik olarak tefsir etmişlerdir.
Hükmün Allah’a izafe edildiği ve bunun cahiliye hükmüne karşı tercih edilmesi gerektiğini belirten âyet de şu şekildedir.

“Cahiliye devri hükmünü mü istiyorlar? Yakinen bilen bir millet için Allah’tan daha iyi hüküm veren kim vardır?” (el-Maide 5/50)

Cahiliye hükmü kanun , düzen, âdet ve gelenek şeklinde anlaşılabilir.

“Böylece Biz Kuran’ı Arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana ilim geldikten sonra onların heveslerine uyarsan, and olsun ki, Allah katında sana bir dost ve seni koruyan çıkmaz.” (er-Rad 13/37)

Bu âyette Kur’an’ın dil bakımından özelliği belirtilmektedir.
“Davud ve Süleyman da milletin koyunlarının yayıldığı bir ekin hakkında hüküm veriyorlarken, Biz onların hükmüne şahittik.” (el-Enbiya 21/78)

Bu âyette de Davud ve Süleyman peygamberlerin hukuki bir kararına şahit olunduğu belirtilmektedir.“Hüküm” ve formlarının Kur’an’da yer aldığı âyetler ve manaları incelediğinde bu kelimenin; Allah’ın, insanların ve peygamberlerin hüküm vermesini, koymasını ve yargılamasını ifade ettiği rahatlıkla görülebilir. Bu âyetlerde siyasi bir yönetim manası söz konusu değildir.

Kur’an’da Allah’ın hükümleriyle değil Allah’ın indirdiği ile (el-Maide 5/43-45, 47-49) hükmedilmesi istenmektedir. Allah’ın indirdiğini, Allah’ın resullerine vahiy vasıtasıyla “ilâhi nihaî esaslar olarak almak gereklidir .

Kur’an-ı Kerim’e göre Allah’ın kozmolojik ve ontolojik hâkim olmasını doğrular. Allah’ın hâkimiyeti hususunda insanlar arsında bir tartışma yoktur. Tartışma, Allah’ın insana beşerî-siyasî egemenlik hakkı verip vermediği konusundadır.

Kur’an’ göre siyasî egemenlik insana aittir. Yönetim konusunda yapılacak iş şura yoluyla toplumsal iradenin tecelli ettirilmesi ve adaletli yönetimdir. İnsan sahip olduğu hür iradesiyle toplumsal iradeyi gerçekleştirebilecek güçtedir. Yoksa “hâkimiyet Allah’ındır” iddiası ile hükmetmeye kalkması ve kendi iradesini ve yorumlarını Allah’ın iradesi sayması, açıkça bir ilahlık davasıdır.

Esasen egemenliği metafizik hâkimiyete dönüştürmek, onu kullananları sorgulama dışında bırakmak ve böylece topluma hesap vermek ve halk tarafından gerektiğinde değiştirilmek endişesinden kurtulmak demektir. Kur’an-ı Kerim’de Allah egemenliği kullanma yetkisini sadece insana vermiş ve ondan bu yetkisini doğru kullanmasını istemiştir .

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: