Radikal İslam-Tekfir

TEKFİR

İman ile küfür arasındaki sınırın ne olabileceği hangi inanış, ifade veya hareketin bir Müslüman’ı iman sınırlarının dışına çıkarabileceği konusu, İslam tefekkür tarihinde“tekfir” adı altında münakaşa edile gelmiştir. Hz. Osman’ın öldürülmesinin ardından, ortaya çıkan ve Müslümanların birbirini kâfir ilan etmesi tekfir adı altında yapılmıştır.
Biz bu üst başlık altında insanın iman sınırları dışına çıkarılmasına sebep olan küfür eylemini incelemeden önce onun zıddı olan iman kavramının lügat ve ıstılahta hangi anlama geldiğini ve Kur’an’da nasıl kullanıldığını açıklamaya çalışacağız.

İman kelimesi, emin olmak, güven duymak, nefsin huzur duyması, korkunun yok alması anlamına gelen “emn” kökünden bir mastar olup, bir kişiyi söylediği sözde doğruluğa nispet etmek ve söylediğini kabullenmek, tasdik etmek demektir.

Istılahta ise iman, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in, Allah tarafından getirdiği kesin olarak bilinen haber, dini esas ve hükümlerin doğru ve gerçek olduğuna tereddütsüz inanmak, izan ve kabul ile bunların tamamını tasdik ve itiraf etmektir .

Hz. Peygamber’den sonra erken dönemlerden itibaren İslam âlimleri, iman teriminin şer’i manası üzerinde ihtilafa düşmüşlerdir. Her âlim kendi düşünüş ve kanaatine veya bağlı bulunduğu mezhebe göre bu kavramı izaha çalışmıştır. İmanın ıstılahî manasına dair ileri sürülen görüşleri şöyle sıralayabiliriz:

Eş’arî ve Maturidî’ye göre iman, Allah’ı tasdik etmekten ibarettir.
Şâfiî’ye göre,iman kalb ile tasdik ve ameldir.
Hanefî’ye göre iman, dil ile ikrar kalb ile tasdiktir.
Hariciler’e göre ise iman, Allah’ın yaratıklarına farz kıldığı şeylerin hepsini kabul ve yerine getirmektir. Yani Allah’a itaat etmek, güzel ameller işlemek imandandır. Bunlardan yani amellerden birini terk eden veya başka bir deyişle büyük günah işleyen kimse imandan çıkar cehennemde ebediyyen kalır.

Kur’an’da İman Kavramı

Kur’an-ı Kerim’in en temel kavramlarından biri olan İman kelimesi kökü olan emn ve türevleriyle birlikte yaklaşık dokuz yüz kadar âyette geçmektedir . İman şekli ile ise 45 yerde geçmektedir .
İman kelimesi Kur’an’da birkaç anlamda .
Bazı âyetlerde kalp ile tasdik etmeksizin salt dil ile ikrar etmek anlamında kullanılmıştır.
Münafikûn sûresindeki şu âyette geçen iman kelimesi bu anlamdadır:

“Bu onların önce iman edip sonra tekrar küfretmelerinden dolayıdır. Bundan dolayı Allah onların kalplerini mühürlemiştir. Onlar akletmezler.” (Münafikûn 63/3)

Onlar gerçekten kalpleri ile iman etmedikleri halde kelime-i şehadeti telaffuz ettiler. Değişik sebeplerden dolayı, mü’minlerin yanına geldikleri zaman kalpleri ile kabul etmedikleri halde dilleriyle iman ettiklerini söylediler, fakat Müslümanların yanından ayrıldıkları zaman, küfrü gerektiren söz söylediler.

Hadid sûresindeki şu âyetin de aynı anlama işaret ettiği yorumu yapılmıştır:

“İman edenlerin kalplerinin, Allah’ın zikri ve inen hak karşısında yumuşayacağı zaman gelmedi mi?” (Hadid 57/16)

Kurtubî, bu âyetin, küfrü kalplerinde gizledikleri halde, zahirde iman ettiğini söyleyen münafıklarla ilgili olarak indiğini nakletmiştir.

Bazı âyetlerde de iman, Allah’ın birliği ve peygamberin getirdiği hususların kabulü anlamında kullanılmıştır.

“….Kim imanı inkar ederse, şüphesiz amelleri boşa gider. O, ahirette de kaybedenlerdendir.” (Maide 5/5)

Bu âyette kastedilen, Allah-u Tealâ’nın birliği, peygamberimizin ve diğer peygamberlerin risalet ve nübüvvetleri ile Allah katından getirdikleri hususlardır.

Bazı âyetlerde Allah’a şirk koşmadan iman edilmediği zikredilmiştir:
“Onların çoğu şirk koşmaksızın Allah’a iman etmezler.” (Yusuf 12/106)

Müşrikler hem Yüce Allah’a iman ediyor, hem de ona şirk koşuyorlardı .

Bazı âyetlerde iman namaz anlamında kullanılmıştır:

“Böylece sizi insanlara şahid ve örnek olmanız için tam ortada bulunan bir ümmet kıldık. Peygamber de size şahid ve örnektir. Senin yöneldiğin yönü, Peygambere uyanları, cayacaklardan ayırt etmek için kıble yaptık. Doğrusu Allah’ın yola koyduğu kimselerden başkasına bu ağır bir şeydir. Allah imanınızı boşa çıkaracak değildir. Doğrusu Allah insanlara şefkat gösterir, merhamet eder.” (Bakara 2/143)

Taberi bu konuda şöyle demektedir: “İman kelimesinin mânâsı, “Tasdik etmek” demektir. Tasdik bazen dil ile bazen amel ile bazen de her ikisiyle olur. Namaz kılmak, Resulullahı amel ile tasdik etmektir.

Bu itibarla namaza “İman” denilmiştir. Nitekim rivayet edilen görüşler de bunu ifade etmektedir. Âyet-i Kerimede, her ne kadar: “Allah sizin imanınızı zayi edecek değildir.” buyurarak yaşayan insanlara hitap etmişse de bu hitap, Kudüse doğru namaz kılıp ta, kıble değiştirilmeden ölenleri de kapsamaktadır. Zira, dirilerin bu tür amellerinin zayi edilmediği bildirilirken, hayattayken aynı amelleri işleyen ölülerin amellerinin de zayi olmadığı ifade edilmiş olmaktadır.”

Birçok âyette de iman salih amelle birlikte zikredilmektedir:

“Ancak, her kim tövbe edip, iman eder ve Salih amel işlerse, onun kurtuluşa erenler arasında bulunması umulur.” (Kasas 28/67)

“Asra and olsun ki, insan hiç şüphesiz hüsran içindedir. Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, birbirlerine gerçeği tavsiye edenler ve sabırlı olmayı tavsiye edenler bunun dışındadır.” (Asr 103/1-3)

Sonuç olarak, Kur’an’a göre kişinin ya da toplumun iman ile nitelendirilerek mü’min olarak adlandırılmalarındaki temel ölçü, Hz. Peygamber’in bildirdiği gerçekleri kabul etmektir.Birçok âyette iman küfrün zıttı olarak kullanılmıştır. Bu âyetleri küfür konusunu işlerken irdeleyeceğiz.

Küfrün Lügat ve Istılah Manası

Küfür, kefera fiilinden mastar olup, bir şeyi örtmek demektir .
Bu anlamıyla, tohumu toprağa eken ve onu örtüp gizleyen çiftçiye “kâfir” denildiği gibi kılıcı örttüğü için kınına, karanlığı örttüğü için geceye kâfir, meyve tomurcuğuna kâfur, kalça etine kâfire, bazı ibadetler ve tövbe de bir takım günahları örttüğünden bunlara da keffare adı verilmiştir.

Deniz, gece, büyük vadi, büyük nehir, karanlık bulut, çiftçiler ve zırha kâfir ismi verilmiştir.Izutsu küfür kelimesi için şöyle der: “Filolojik malumatımızın el verdiği kadarıyla kefera kökünün temel manası büyük ihtimalle setr’dir. Özellikle hayırların bahşedilişi ve kabulü ile ilgili konularda kelimenin doğal anlamı ele geçen menfeatleri örtmek’ yani ‘bilmezlikten gelmek’ ve bu suretle nankör olmaktır.
Çoğulu küffâr olarak gelir.

Tekfir tef’il babından mastar olup, kişiyi küfre nispet etme, kâfir sayma, kâfir olarak çağırma gibi manalara gelir. Tekfir eden kişiye de mükeffir denir.
Küfrün ıstılahî manası iman konusunda verdiğimiz mezhep imamları ve fırkaların imanın tanımına getirdikleri şartlar istikametinde olmuştur .

Kur’an’da Küfr

Izutsu’ ya göre birinin yaptığı iyiliğe veya verdiği nimete karşı takdir bilmeyip nankörlük etmek demek olan kefera fiili, İslam teolojisi sınırı içinde kalınca çok özel bir anlam kazanmış bu kelime basit bir nankörlük hareketinden çıkmış ve Allah’a karşı, Allah’ın yaptığı iyiliğe, verdiği nimete karşı nankörlük anlamını kazanmıştır. Kur’an’ın Tevhid inancını detaylı bir şekilde ortaya koymasıyla da küfür kelimesi artık imanın zıddı manasına kullanılmıştır. Mü’min kelimesinin en belirgin karşıtı da kafir kelimesi olmuştur.

Kur’an’da küfür kavramı kök halinde kırkbir yerde geçmekte, bunun yanında çok sayıda âyette aynı kökten türemiş fiil ve isimler bulunmaktadır.
Kur’an’da küfr, kulun Allah’ın kendisine verdiği nimetlere şükretmemesi, nankörlük etmesi anlamında kullanılmıştır. Allah-u Tealâ’nın biz kullarına verdiği nimetler sayılamayacak kadar çoktur. Buna karşılık O’nun bizden istediği bu nimetler şükretmemizdir. Âyette de şöyle buyrulmaktadır:

“Artık Beni anın, Ben de sizi anayım; Bana şükredin, nankörlük etmeyin.” (Bakara 2/152)

Âyetten anlaşıldığı üzere Allah kendisine şükretmemizi emretmektedir. Allah’a şükür söz ve fiille olur, asıl şükür ise Allah’ı anmak, O’na kulluk etmektir. Şükür nimetin artmasına, şükrün karşıtı olan küfür ise nimetin elden gitmesine sebep olur. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Rabbiniz: «Şükrederseniz and olsun ki, size karşılığını artıracağım; nankörlük ederseniz bilin ki azabım pek çetindir» diye bildirmişti”. (İbrahim 14/7)

Yine bir başka âyette şöyle buyrulmaktadır:

“Allah’ın nimetine nankörlükle karşılık veren ve sonunda kavimlerini helâk yurduna sürükleyenleri görmedin mi?” (İbrahim 14/28)

Âyette insanın, Rabbinin nimetinde istifade ettiği halde nankörlük edeceğini, kıymet bilmeyeceği belirtilmektedir. Yine bir başka âyette;

“Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki, Biz seni onlara bekçi göndermedik; sana düşen sadece tebliğdir. Doğrusu Biz insana katımızdan bir rahmet tattırırsak ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir kötülük gelirse işte o zaman görürsün ki insan gerçekten pek nankördür.” (Şûrâ 42/48) buyrulmuştur.

Görüldüğü üzere zikredilen âyetlerde küfür kavramı nankörlük anlamında kullanılmıştır. Kur’an- Kerim’de bu anlamda daha birçok âyet vardır .
Nahl 16/112; İsra 17/66; Ankebut 29/66; Enbiya 21/94).

Küfür kelimesi Kur’an’da en fazla Allah’ın birliğini veya yüceliğini inkar etmek anlamında kullanılmıştır. Bununla ilgili âyetlerden birkaçı şöyledir:

“Ey Kitap ehli! Sizler göz göre göre Allah’ın ayetlerini niçin inkâr ediyorsunuz?” (Âl-i İmran 3/70)

And olsun ki, biz Kuran’da insanlara türlü türlü misal gösterip açıkladık. Öyleyken insanların çoğu inkârda direttiler (İsra 17/89)

“Ölü idiniz sizleri diriltti, sonra öldürecek sonra tekrar diriltecek ve sonunda O’na döneceksiniz; öyleyken Allah’ı nasıl inkâr edersiniz?” (Bakara 2/28)

Zikredilen âyetlerde görüldüğü gibi küfür kavramı imanın zıddı olarak inkar etmek anlamın da kullanılmıştır .

Küfür konusu; inkar edenler, inkar edilen konular, inkardaki derecelenme, fiil veya fiilin terki ile meydana gelen inkar vs. gibi değişik açılardan değerlendirildiğinde farklı taksimler yapılabilir .

Kur’an’da Tekfir

Biz bu üst başlık altında imanın ne olduğunu ve insanın iman sınırları dışına çıkarılmasına sebep olan küfür eylemini açıkladık.
Daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi iman ile küfür arasındaki sınırın ne olabileceği hangi inanış, ifade veya hareketin bir Müslüman’ı iman sınırlarının dışına çıkarabileceği konusu, İslam tefekkür tarihinde“tekfir” adı altında münakaşa edile gelmiştir. Kişiyi küfre nispet etme, kâfir sayma, kâfir olarak çağırma demek olan tekfir Kur’an’da nasıl gerçekleşmiştir, bunu bazı âyetlerden yola çıkarak değerlendirmeye çalışalım:

Kur’an’da iman esasları ile ilgili âyetlere sıkı sık rastlamaktayız. Mü’min vasfını alan bir kimse, “Allah’a, peygamberlerine, onlara indirdiği kitaba, meleklere, ahiret gününe inanmıştır.” (Nisa 4/36-38; Tegabun 64/8; Bakara 2/177, 285)
Kâfir vasfını alan kimseler de aynı şekilde bu inanılması gereken hususları inkâr eden, alaya alan kimse Kur’an’ın bildirdiği üzere kâfirdir. Bu konuda Kur’an’da pek çok örnek bulabiliriz.
Allah’a inanmayanlar ve ona ortak koşanlar hakkında:

“Dikkat et, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: ‘Onlara, bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz,’ derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola iletmez.” (Zümer 39/3)

“And olsun ki, ‘Allah ancak Meryem oğlu Mesih’tir’ diyenler kâfir oldular. Oysa Mesih, ‘Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin; kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer ateştir, zulmedenlerin yardımcıları yoktur’ dedi. (Maide 5/72)

“And olsun ki, ‘Allah üçten biridir’ diyenler kâfir olmuştur; oysa Tanrı ancak bir tek Tanrı’dır. Dediklerinden vazgeçmezlerse, and olsun onlardan inkâr edenler elem verici bir azaba uğrayacaktır.” (Maide 5/73)

Kitab’a inanmayanlar hakkında:

“De ki: Kuran Allah katından gelmiş olup da siz de onu inkâr etmişseniz, söyleyin bana, derin bir çıkmazda bulunan kimseden daha sapık kim vardır?” (Fussilet 41/52)

“İnkar edenler: ‘Bu Kuran’a ve ondan öncekilere inanmayacağız» dediler. Sen bu zalimleri, Rablerinin huzurunda dikilmiş oldukları zaman, suçu birbirine atıp dururken
bir görsen! Güçsüz sayılanlar, büyüklük taslayanlara: «Siz olmasaydınız biz inanmış olacaktık’ derler.” (Seb’e 34/31)

“Allah’ın ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkar edenler, işte onlar Benim rahmetimden ümitlerini kesmiş olanlardır. İşte can yakıcı azap onlar içindir.” (Ankebut 29/23)

Peygamberler hakkında:
“And olsun ki, senden önce de nice peygamberler alaya alınmıştı. İnkâr edenleri önce erteledim, sonra cezalarını verdim. Cezalandırmam nasıldı?” (Ra’d 13/32)

“Biz peygamberleri ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz. Oysa inkârcılar hakkı batılla ortadan kaldırmak için çekişirler. Ayetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarmaları alaya alırlar.” (Kehf 18/56)

“Bunun üzerine, kavminin inkârcı ileri gelenleri şöyle dediler: Bu, sadece sizin gibi bir beşerdir. Size üstün ve hâkim olmak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki melekler gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.” (Mü’minun 23/24)

Ahiret günü hakkında:

“İnkârcılar dediler ki: Sahi, biz ve atalarımız, toprak olduktan sonra, gerçekten (diriltilip) çıkarılacak mıyız?” (Neml 27/67)

“İnkar edenler: Kıyamet bize gelmeyecektir» dediler. De ki: Hayır, öyle değil; görülmeyeni bilen Rabbim’e and olsun ki, o saat size muhakkak gelecektir. Göklerde ve yerde zerre kadar olanlar bile O’nun ilminin dışında değildir. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de şüphesiz apaçık kitap’tadır.” (Seb’e 34/3)

“Kâfir olanlar (kendi aralarında) şöyle dediler: Çürüyüp paramparça olduğunuz vakit yeniden dirileceğinizi söyleyerek haber veren kişiyi gösterelim mi?” (Seb’e 34/7)

“İnkâr edenler, tekrar dirilmeyeceklerini ileri sürerler. De ki: Evet; Rabbime and olsun ki, şüphesiz diriltileceksiniz ve sonra, yaptıklarınız size bildirilecektir. Bu, Allah’a kolaydır.” (Tegabun 64/7

Allah’ın emrettiklerini veya haram saydıklarını inkâr hakkında:

“Orada apaçık deliller vardır, İbrahim’in makamı vardır; kim oraya girerse, güvenlik içinde olur; oraya yol bulabilen insana Allah için Kabe’yi haccetmesi gereklidir. Kim inkar ederse, bilsin ki; doğrusu Allah âlemlerden müstağnidir.” (Âl-i İmran 3/97)

“And olsun ki, Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. Onlardan on iki reis seçtik. Allah: ‘Ben şüphesiz sizinleyim, namaz kılarsanız, zekat verirseniz, peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz, Allah uğrunda güzel bir takdimede bulunursanız, and olsun ki kötülüklerinizi örterim. And olsun ki, sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra sizden kim inkâr ederse şüphesiz doğru yoldan sapmış olur’ dedi.” (Maide 5/12)

“Sapıtmak için hürmetli ayların yerlerini değiştirip geciktirmek, küfürde gerçekten ileri gitmektir. İnkâr edenler Allah’ın haram kıldığı ayların sayısına uydurmak için, onu bir yıl haram, bir yıl helal sayıyor, böylece Allah’ın haram kıldığını helal kılıyorlar. Kötü işleri kendilerine güzel göründü. Allah inkâr eden toplumu doğru yola eriştirmez.” (Tevbe 9/7)

Görüldüğü gibi Kur’an’da iman esaslarına, Allah’ın emir ve yasaklarına uymayanlar kâfir olarak adlandırılmış yani tekfir edilmişlerdir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: